29 Nisan 2013 Pazartesi

Anne’ye Ayetler ve O’nun Postmortem Alâmetleri

Şair: Lâle Müldür
Yayınevi, YKY, 2012

Lâle Müldür “üçgensiz” şairlerin şiirlerini yazıyor. Kendi çarmıhını kendi kesmiş, kendi taşıyan şairler ve her yazadurduklarında sebepsiz ama köklü bir acının ısrarla yazmanın göğünü karartmasını izleyenler. Karanlığın açılması onların karanlığı kendi içlerine çekmek için sahip oldukları nefesin gücünde saklıdır. O nefes olmadan sözcüklerin tavrından kendi gerçeğini söküp almak olanaklı olamaz. Hiçbir şey “sadece” değildir, birbirine karışan cızırtılı ağıtların kurduğu bambaşka bir Bizansiyya göğü açılır. Bu gök kendini yalnız Müldür’ün ayetlerinde ele veriyor. “Fransa yollarında” “Beni bırakma”... Çünkü Batı’da ne bulunsa, Doğu’da kayboluyor, aranan her şey gibi. Bir girdap var, onu dil kuruyor, bilineni yutuyor, arkasında hep tuhaf bir kedere bulaşmış anlaşılmaz bir mırıltı bırakarak. Bu bir yas hali değil, hayır. Sadece kayıplarımız var, bekleyişlerimiz, şairlerin etlerinden yapılma. Kurtarılması gereken ne varsa, hepsi için mengeneler salıyor dilin içine, deli bir sükunetle bekliyor, mengenelerin sıkıştırıp çıkardığı ne varsa, “var” oluyor, anımsıyoruz onları, dirençli bir kalışın nesneleri olarak. Aklıma doğru bu esinti, ama “yerli” değil, “yurtlu” da.
Zamansız modernlik! Ne yazılmışsa, yazılacak olanın ötesine düşecek, doğası bu değil midir ki zaten, gerçekte, mutlak olmamak, bir mesafe olmak kendiliğinden. Biz ve düşünce arasındaki bu mesafede, dili katediyoruz ya biz, dilin içindeki tuzaklardan sıyrılmanın korkulu olasılığı, adımları, işte bu ayetlerde, Sarayburnu’na çökmüş sıkıntılı bir gecede doğuyor. O adımlar, Müldür’ün adımları. O nasılsa gittiği her yerden, her yoldan, her dilden geri dönüş yolunu buluyor. Yolculuğu huzursuz ediyor bizi.
Çünkü ölüm var, ağıt ölümün ardına düşmüyor, ayetin gölgesi yaşam için çünkü, ölmeyen bir iç yaşamı tutan karlar var sadece. Müldür’ün adımlarına tırmanan dil, o adımını atar atmaz mitolojik kaderini kazanıyor. Selenga’dan Bizans’a, yeşilden turkuaza dek, ya da hep delilikten günahsızlığa, kadim yalnızlığa, ama hep ayet, ayet olarak. Tüm peygamberler içinde yalnız anne isimsiz selamlanıyor, arzulanan isimsizdir ya hani öyle. Annesinin bedenini süsleyen şair olarak, bu modern “nefes”lerde, tam olarak yalnızca şairden esirgenmemiş o günün bilgisiyle, günahsız olmanın bedeli ve sırrını aralıyor. Gündelik nefeslerde adımının gölgesinden şeritler halinde okunabiliyor ancak, modern “nefes”in sahibesi ya da “kraliça”sı yazarken... Açıkça kendini ünlemlerde gizleyen. Bir yastıktan, gıcırdayıp duran bir kapıdan ya da bir akşam vedasından, ah, oyyy, ooooooooo! Bu ünlemlerde dilsiz kalmış bir cemaat gizli yine...
Müldür’ün bu yeni şiir kabilesi, ne mutlu ki bize ölümün ardına düşmüyor, kanlı canlı ünlemli şarkılı bir “hep” ya da “her zaman” gibi, yine göksel bir taşkınlıktan doğup çıkageliyor. İçinde de Lâle Müldür, kırbaçlanarak, kırbaçlayarak, bize doğru...
(Bu tanıtım, Varlık Dergisinin Kasım 2012 sayısında yayımlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder